26 Şubat 2012 Pazar

AŞK DA ÇEVREYE UYAR..

Sevgilim aşk da çevreye uayr,
Susuzluk kaktüsü dikenle kaplar.

Bak bazı kadınlar kaçmaz çorapların
Uzun bacakları olmuşlar.

Ve bazı giysiler içinde çalımla
Merdivenden iniyor adamlar.


Çocukların gül dudağında
Zift gibi yapışkan kara sakızlar.

Öyle yalnızız ki bu panayırda
Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.

Sevgilim aşk da uyar çevreye
Ve kendine parlak bir yalan arar.


M.Altıok..

15 Ocak 2012 Pazar


Ötesi...Berisi...Dahası..


Aşkın,seninle ödüllenemeyen yanıydı yalnızlık.
Ardı,nefes kesiği.
Ötesi yara,berisi bere,dahası izdir.

Geldiğim kadar gitmenin,
Hatırladığım kadar unutmanın,
Susturan ve üşüten avazlarıma,libas bulmanın vaktidir şimdi.

Çoğalmaya gelmişken,azalarak kaldım cehenneminde.
Benim için,
Öldüğünü görmemek için ölmek oldu artık hayat.
Yalnızlığın aşkla ödüllenemeyen yanısın,sen.

Ardı,biz.
Ötesi yâr,berisi ben,dahası anıdır.

Acının ve ağrının kentidir,
Hayatın hep arka odası,
Zamanın arka bahçesidir biraz da ve sadece hep ‘‘bir gün’’ olarak verilir,dün.
Benim yalnızlıkla cezalandırılmamdı,aşk.

Ardı,ruh âlemi.
Ötesi şer,berisi ecel,dahası kalptir.

Yüzdüğüm kadar boğulmanın,
Tanıdığım kadar yabancılaşmanın,
Eriten ve meleten kelimelere,deyiş bulmanın vaktidir şimdi.

Var olmaya gelmişken,yok olarak yakıldım ateşlerinde.
Benim için,
Unuttuğunu bilmemek için gitmek oldu artık yollar.
Aşkın yalnızlıkla cezalandırdığıyım,ben.

Ardı,dua.
Ötesi ibret,berisi av,dahası cinnettir.

Hep kendi kendimi ıskalayan bir ahmağım sandım.
Yokluğunda kendimi bulamadığımı,aynadaki boşlukları gördükten sonra anladım.
Dudağındaki soğuk yatağa kıvrılan o sıcak nefesti,sessizlik.

Ardı,figan.
Ötesi dil,berisi şiir,dahası çığıltıdır.

Ben,sen,biz...
İç kanamaları durmayan üç ayrı hastayız şimdi.
Hepimiz tekiliz.
Hepimiz aşk tarafından terk edileniz.

Yitirdiğim kadar bulmanın,
Uyuduğum kadar uyanmanın
Can verdiğim saatlerin hesabından can almanın vaktidir şimdi.
Yâr olmaya yüz tutmuşken,yârdan oldum kısmetlerin kıtlığında.

Ardı,boş.
Ötesi ömür,berisi karayazı,dahası yazgı hatasıdır.

Aşkın bir arada tutamadığı birbirini anımsatan iki ayrı yalandık,biz.
Buna sadece ayrılık kandı.
Ve o’nu bir yere,
Beni bir başka yere attı.

Ardı,azap.
Ötesi yok,berisi yokmuş,dahası yoktur.

E.Gökce

4 Ocak 2012 Çarşamba


Var..dık..

Yillar once, simdi ki gibi insanlari kaybetmenin en kolay yolu hem vefa duygusunun yoklugu hemde duyarsizlikti.. O zamanlar insanlarin kaybi da zordu.. Cunku cogu insan vefa denen duygudan nasibini almis, duyarliydi..

O zamanlar insanlar degerlerine sımsıkı bagliydi. Kelimelerin iclerinin bosalmadigi yillarda yasadigi icin sansliydi kadin. En buyuk ozgurlugun kendi icinde oldugunu biliyordu ve gercek adaletinde kendi yureginde hukum surdugunden emindi.. Bu yuzden cok fazla demokrasilerden haz etmedi.

Ve ozgurluk cigirtkanligi yapanlara da inanmadi. Kendini bile ozgur birakamayan, kelimelerini bile ozgurce soyleyemeyen, ifade yoksunu, korka korka yasayanlardan uzak bir yasam surmeyi secti.. Insanlarin agizlarindan cikan her soze inandigi icin verilen sozlerinde gercek oldugunu sandi. "Dostum ben sana" diyenede... "Seni seviyorum" diyenede... Oysa kendisi "Ben size dost degilim" diyordu. Bir gun cekipte gidecek olursa, en azindan kimselere hayal kirikligi yasatmasin diye.. Dostluklar ne kadar zordu onun icin.. Ve bir o kadarda inanilmasi guc.. Neydi dost sahi? "Yanindayim" demek mi?
Dostluklari sorgulamayi coktan birakmisti. Bundan sonra da sorgulayacak degildi.. Herseyin icini bosaltan insanlar dostluk , arkadaslik gibi kavramlarin da iclerini bosaltmisti..

Iyi niyetin aptallik , safligin enayilik oldugu donemlerde, kotulukle iyiliginde bir secim , yasam bicimi oldugunu farketti. Aptal gorunmemek adina iyi niyetinden vazgecmedi. Enayi olmama adina da saf dusuncelerinden. O yuzden kandirilmasi cok kolaydi.. Oysa kimse bilmedi, kanmak bile onun secimiydi.. Kandigi hersey daha cabuk affedebilme yetisini kuvvetlendirirdi..

Sonucta sectigi hersey kaderi oldu..

Bazen insan secemiyordu bazi seyleri.. Iste o gunlerde anladi secemedigini. Daha once yazilan son'lara engel olabilmek ancak tanrinin isiydi..

Kabullenmeyi de ancak boyle ogrenebildi. Boyun egmek ona gore olmasa da, yazilana karsi boynu ancak egik kalabilirdi..

Biz eksile eksile çoğalırken aslında kendi kendimizden uzaklaşıyorduk.. Her insan kendi içinde kendi küçük dünyasında yargıları ile yaşarken birbirine sormuyordu. Kalbinde derin şüpheler , acaba'lar susarak yargılıyordu.. Konuşmaya karar verdiğinde ise , hem kendi yüreğine hemde sevdiğinin yüreğine bıçak gibi sözlerini saplıyordu..

Sözler.. Havada uçuştuğu sanılan sözler ... Geri dönüşü olmayan sözler.. ''Pardon.. Böyle söylememeliydim'' in güzelliğini gölgeleyen geri çevrilemeyen sözler.. Ve sonra ''sağlık olsun'' diye biten boyun eğişler..

Biz var'dık.. Var'lıkla Yok'luğun arasında ki incecik çizgiden sıyrılıp boşluğu dolduranlardan olmadık...

alıntı..


_ ''Yazarım dedi, Adam...



_''Siz'' ?



_''Silerim'' dedi ve sildi Kadın..






Aşk'a dair ne varsa daim olan..



Bastıra bastıra sildi Adam'dan..

E.Gökçe.



26 Aralık 2011 Pazartesi

Düşünceler...

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda, kumla köpüğün arasında. Yükselen deniz ayak izlerimi silecek, rüzgar köpüğü önüne katacak, ama denizle kıyı daima kalacak.
Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır. Anımsamak bir tür buluşmadır. Unutmak ise bir tür özgürlük.
Yüreğimdeki mühür kalbim kırılmadan çözülebilir mi? Sevgililer birbirlerinden çok aralarındakini kucaklarlar. Arkadaşlık her zaman için tatlı bir sorumluluktur, asla bir fırsat değil.
Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç senin gerçeğini açığa çıkarabilir. İşte böyle bir anda ya güneş altında çıplak danset, ya da çarmıhını taşı.
İnsanlık, sonsuzluğun dışından sonsuzluğa akan bir ışık nehridir. Şafağa ancak gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.
Gariptir ki, kimi zevklerin tutkusudur, acılarımızın bir kısmını oluşturan.
Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

Cennet orada, şu kapının ardında, hemen yandaki odada; ama ben anahtarı kaybettim. Belki de sadece koyduğum yeri unuttum.
Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin, toprak üzerinde uyuyanlarınkinden daha güzel olmadığı gerçeğinde, yaşamın adaletine olan inancımı yitirmem mümkün mü?
Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.
Karşındakinin gerçeği sana açıkladıklarında değil, açıklayamadıklarındadır. Bu yüzden onu anlamak istiyorsan, söylediklerine değil, söylemediklerine kulak ver.
Söylediklerimin yarısı beş para etmez; ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir diye konuşuyorum.
Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp, sessiz erdemlerimi eleştirmeye başladığında doğdu.
Bir gerçek her zaman bilinmek, ama ara sıra söylenmek içindir. İçimizdeki gerçek olan sessiz, edinilmiş olan ise gevezedir. İçimdeki yaşamın sesi, senin içindeki yaşamın kulağına ulaşamaz. Yine de kendimizi yalnız hissetmemek için konuşalım.
Sözcüklerin dalgası hep üstümüzde olsa da, derinliklerimiz daima dinginliğini korur.
Yaşam kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa, aklını konusacak bir filozof yaratır.
Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehir. Çoğumuzun akmak yerine, sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!
Eger kış, 'Baharı yüreğimde saklıyorum' deseydi, ona kim inanırdı? Her tohum bir özlemdir. Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir. Arkasındaki gerçeği görürsün, ama cam seni gerçekten ayırır.
Haydi seninle saklambaç oynayalım. Yüreğime saklanırsan eğer, seni bulmak zor olmaz. Ancak kendi kabuğunun ardına gizlenirsen, seni bulmaya çalışmak bir işe yaramaz.
Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir. Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim, durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.

Hayır, boşuna yaşamadık biz! Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?
Özel ve ayrımcı olmayalım. Unutmayalım ki, şairin aklı da, akrebin kuyruğu da gururla aynı yeryüzünden yükselir.
Evim der ki, 'Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.' Yolum der ki, ' Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim.' Ve ben hem eve, hem de yola derim ki, 'Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

Yalnızca sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir.' Daha dün, yaşam küresi içinde uyumsuzca titreşen bir kırıntı olduğumu düşünürdüm. Şimdi biliyorum ki, ben kürenin ta kendisiyim, ve uyumlu kırıntılar halinde tüm yaşam içimde devinmekte.
Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde, ve nedenini bilmeden kederlendiğinde, işte o zaman büyüyen her şeyle beraber büyüyecek ve üst benliğine uzanacaksın.
Ağaçlar yeryüzünün gökkubbeye yazdığı şiirlerdir. Ama biz onları devirir ve boşluğumuzu kaydedebilmek için kağıda dönüştürürüz.
Güzelliğin şarkısını söylersen eğer, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır. Esin daima şarkı söyler; asla açıklamaya çalışmaz. En büyük sarkıcı, sessizliğimizin şarkısını söyleyendir. Eğer ağzın yemekle doluysa nasıl şarkı söyleyebilirsin? Ve eğer elin altınla yüklüyse, şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?
Sözler zamansızdır. Onları zamansızlıklarını bilerek söylemeli ya da yazmalısın.
Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir. O, kanayan bir yaradan veya gülümseyen bir ağızdan yükselen bir şarkıdır..

Halil Cibran..

19 Ağustos 2011 Cuma

GÖÇMEN ÇİÇEK..

Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde
Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan
Birdenbire patlayan
Bir çığlığım sessizliğinde
Ele-güne karşı seni utandıran.
Yaz günü palto giyerim
Ceplerim dolu dolu şiir
Gören beni deli sanır
Adım kaçığa çıkar
keşke kaçsam
Keşke kaçabilsem şu dünyadan.
Aykırı bir şiirim kitabının arasında
Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış
Sondan okumaya başla
Nokta koy her dizenin önüne
Anlamaya calış..
* * *
Bedeninin bir noktasından dalıp
Yüreğini bulabilirim
Geceyse, başlar yastığa düşerse
Ve yorgunsa yüzün
Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip
Kandiller gibi başucuna koyabilirim..
Ey bütün tufanların ardında
Bulduğum dinginlik!
Göçmen çiçeği dünyanın
Kökleri ardısıra sürükleyen çılgınlık!
Madem ki yaşam bu
Madem ki taşın taş olmaktan öte
bir umarı yok
Bir türkü söyle kadınım
Yürüsün dünyaya mutluluk...
* * *
Yağiyor incecik bir yağmur dışarda
Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur
Islak toprak kokusu
Doluyor odama
Sıkılıyorum
Kitapların üstüme yıkılacağından
Korkuyorum şimdi
Yel esiyor
Sökuyor duvardaki bir resmi
Yerine senin yüzünü koyuyor.
Yüzün şimdi karşımda
Yüzün akşam karanlığında
Toprağın üstüne bırakılmış
Bir demet çicek gibi parlıyor..
O zaman açıyorum
Bütün perdeleri
O zaman yakıyorum
Bütün ışıkları
Camları darmadağın ediyorum
Yüzünü avuçlarıma alıyorum
Alnını öpüyorum
Dünyayı öper gibi...
* * *
Sana uzanamadığım gün
Ellerim yok sanıyorum
Senin bakışlarını yakalayamadığım gün
Gözlerim yok..
O zaman bir yumruk
bütün gücüyle vuruyor
Eski bir piyanonun tuşlarına
Binlerce martı
Kayalıklara çarparak ölüyor
Ayışığı tutkal gibi
Yapışıyor pencereme
Açamıyorum perdeleri
Şiir yok artık
Türkü dindi..

a.erhan

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Ay TaNRıÇaSı..

Harabeler arasından yükselir gizemli bir aşkın ülkesi ,
Rüzgarda bir fısıltıdır
Yüreğini arayan genç bir çobanın sesi ,
Bu sahillerde derler ki
Derin olur Yıldızlı gecelerin uykusu,
Kimse bilmez
Ne zaman başlamış Bu garip aşkın öyküsü.
Kumsalda dolaşan bir ay tanrıçası
Çalar kaçarmış her gece
Uyuyan bir yalnız yüreği...

l.temiz.